Erişkin Dikkat Eksikliği Bozukluğu

Dikkat eksikliği bozukluğu 80 li yılların başında öncelikle çocuklarda tanınmaya ve tedavi edilmeye başlamıştır. Daha önceleri tembel ve yaramaz olarak değerlendirilen bu çocuklar, davranışlarından ötürü ailelerinden ve çevrelerinden olumsuz tepkiler alırdı ve dolayısı ile toplumsal uyumları ve iletişim becerileri etkilenmekteydi.
Dikkat süreleri kısa olduğu için bu çocuklar, yerlerinde duramayıp çok hareketli olurlar ve büyükleri tarafından sürekli uyarı veya engelleme görmeye başlarlar. Çok zeki, dersi dinlese veya çalışsa çok başarılı olacak şeklinde yorumlar yapılır. Entelektüel kapasitesi yüksek olan görece bozukluğun şiddeti düşük olan çocuklar kısmı olarak akademik başarıyı yakalarlar ve bir sorununun olmadığı kanaati uyandırırlar. Bu çocukların bir bölümünde belirtiler ergenlik döneminde tedavi ile veya kendiliğinden ortadan kaybolurken , bir bölümünde ise erişkinlik döneminde devam eder.
Erişkinlik döneminde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun görülme sıklığının %1-4 arasında olduğu düşülmektedir. Ertelemeler, aktiviteleri başlatmakta güçlük, aceleci sabırsız yapı, aktivitelere tamlamakta güçlük, boşluk hisselerine aşırı duyarlık, dürtüsellik , dinlemekte zorlanma, karşı tarafın sözlerini bölme, etkinlikleri planlamada zorlanma , dışardan gelen uyaranlarla dikkatin çelinmesi, günlük aktivitelerde unutkanlıklar şeklinde belirtiler kişinin yaşam kalitesini olumsuz etkiler. Sık sık iş değiştirmeler, ilişkilerde kişinin dürtüsellik ve çabuk sıkılmasından kaynaklanan uyumsuzluklar ön plandadır. Kişinin yaşamında süreklilik sorunu, sorumluluklarını yerine getirememe ve kaçınmalar beraberinde anksiyete ve depresif belirtileri ortaya çıkarabilir. Madde bağımlılığı dikkat eksikliğine sahip bireylerde sık gözlenen diğer bir sorundur.
Erişkinlik döneminde kişinin sorumlulukları artar ve bozukluğun belirtileri yaşamı iyice zorlaştırmaya başlar. Dikkat eksikliği nedeni ile mesleki, toplumsal ve sosyal yaşamdaki süreçleri yönetmekte güçlük yaşamaya başlayan bireyler bu alanlarda ortaya çıkan sorunlarla baş edemez hale gelir yahut bu süreçleri yönetirken olması gerekenden çok daha fazla çaba harcar ve tükenmişlik yaşamaya başlarlar. Bazen dikkatlerinin bozuk olduğunu ve bu yüzden sık sık hata yaptığını düşünen bireyler, yaptıklarını sürekli kontrol ederek obsesif özellikler gösterebilirler.
Dikkat eksikliği bozukluğunun ileri yaşlarda tanınması oldukça zor olabilir. Kişilik bozukluları, duygu durum bozuklukları gibi tanılar konularak farklı tedaviler ile takip edilmeye başlanabilirler. Dikkat eksikliği belirtileri ilk olarak erişkinlik döneminde başlamaz. Kişinin çocukluk dönemine ait öyküsü çok önemlidir. Bu döneme ait dikkat eksikliği ve hiperaktiviteye özgü belirtiler aranır.
Dikkat eksikliği sendromunun üç alt tip vardır;
1) Dikkatsizliğin ön planda olduğu
2) Hiperaktivite-Dürtüselliğin ön planda olduğu
3) Bileşik tip
Bu alt tiplerden çocukluk döneminde en sık görüneni bileşik tiptir. Erişkinlik döneminde ise dikkat eksikliğinin on planda olduğu tip daha sık gözlenir. Dikkat eksikliğinin ön planda olduğu tip çok sinsi bir tablodur, genelde hastalar kliniğe panik ataklar, depresif yakınmalar, madde bağımlılığı ve ilişki sorunları ile başvurular. Başvuru şikayetleri ortadan kalmaya başlayınca zemin aktivitesi olan dikkat eksikliği görünür hale gelmeye başlar.
Dikkat eksikliği olan bireylerde, dikkat süresi kısa olduğu için monoton aktivitelere katılımda zorlanırlar, kısa uyaranlar onlara daha iyi gelir ve sık sık uyaran arayışı içine girerler. Madde bağımlılığı da işte tam bu sırada ortaya çıkabilir-. Uyaran ihtiyacını kişi madde ile karşılamaya başlar. Madde ile tanıştığı ilk günlerde zihnimi topluyor, artık sıkılmıyorum şeklinde düşünceler ona iyi geliyordur fakat kaçınılmaz son olan bağımlık ve maddenin yoksunluk belirtileri bir müddet sonra en önemli sorunu haline gelir.
Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde uyarıcı veya uyarıcı olmayan ilaç tedavileri etkin bir rol oynar . Uzamış dikkat süresi, odaklanma artış, dürtüselliğin azalması, aktiviteleri sürdürebilme becerisinin artması, kişinin işe ve sosyal alana daha katılımcı olmasını sağlar. İş yerindeki performansı artar, kişi ilişkileri içinde daha makul , uyumlu davranışlar sergilemeye başlar. İlaç tedavisinin etkisi ile oluşan bu tabloyu psikoterapi ile desteklemek önemlidir. Yıllar boyu oluşan davranış örüntülerinin ve kişilik özelliklerinin yeniden yapılanması , sorun çözme becerilerinin artırılması psikoterapi ile mümkün kılınmaktadır. Eşlik eden diğer bozuklukların tedavileri de mevcut tedaviden gördüğü faydayı artırır.

Yorum Ekle

Eposta adresiniz yayınlanmayacak. Zorunlu alanlar *